Gün oldu muhteşem serserililiklere demir attım. Müthiş tutkulu, feci hüzünlü bir aşkın çemberinden de geçtim, sıradan aşkların günlük tutkularını da yaşadım, en mavi özgürlüklere kanatlandım kimi zaman hiç arkama bakmadan. Bazen çalıştım, didinip durdum it gibi nefes almadan. Dostlarım için yıldızları indirdim yeryüzüne. Acıları, kederleri, mutluluklara uladım. Gün geldi nasıl çekti canım ölmeyi anlatamam, gün oldu nasıl da deli gibi içmek istedim dünyayı kana kana. Ağladım, güldüm, kâh düşlerime sarındım, kâh gecelerin aydınlığında, gündüzlerin karanlığında sürüklendim, kâh dünyayı yeniden yaratmaya sıvandım boyayarak hayatı var olan tüm renklerle. Yaşanmışlıklarımdan hiç pişmanlık duymadan uyandım her yeni güne. Yoldaşlarımı asla satmadım, paranın anasını sattım. Kâh kerhane yataklarından batakhane neonlarına sürüklendim, kah kristal kadehlerden İngiliz kumaşlarına. Bazen kapandım dört duvar arasına doğum sancılarıyla, bazen evin yolunu bulamadan geçti günlerim, gecelerim. Yazdım, çizdim, yonttum, boyadım, yarattım durmaksızın hiç yorulmadan yaşamaktan. Ne başkasına öykündüm, ne rol-model aradım, ne de âkil adam olmaya heveslendim. Vicdanımı asla yitirmeden sadece yaşadım, tabusuz, kalıpsız, zincirsiz, özgür, aydınlık, yaratıcı. Yaşayacağım sonuna kadar insanca ve bir yıldız gibi kayacağım herhangi bir gecenin herhangi bir saatinde sonsuzluğa, boktan bir vakit öldürmekmiş yaşamak diyerek...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder