Gün oldu muhteşem serserililiklere demir attım. Müthiş tutkulu, feci hüzünlü bir aşkın çemberinden de geçtim, sıradan aşkların günlük tutkularını da yaşadım, en mavi özgürlüklere kanatlandım kimi zaman hiç arkama bakmadan. Bazen çalıştım, didinip durdum it gibi nefes almadan. Dostlarım için yıldızları indirdim yeryüzüne. Acıları, kederleri, mutluluklara uladım. Gün geldi nasıl çekti canım ölmeyi anlatamam, gün oldu nasıl da deli gibi içmek istedim dünyayı kana kana. Ağladım, güldüm, kâh düşlerime sarındım, kâh gecelerin aydınlığında, gündüzlerin karanlığında sürüklendim, kâh dünyayı yeniden yaratmaya sıvandım boyayarak hayatı var olan tüm renklerle. Yaşanmışlıklarımdan hiç pişmanlık duymadan uyandım her yeni güne. Yoldaşlarımı asla satmadım, paranın anasını sattım. Kâh kerhane yataklarından batakhane neonlarına sürüklendim, kah kristal kadehlerden İngiliz kumaşlarına. Bazen kapandım dört duvar arasına doğum sancılarıyla, bazen evin yolunu bulamadan geçti günlerim, gecelerim. Yazdım, çizdim, yonttum, boyadım, yarattım durmaksızın hiç yorulmadan yaşamaktan. Ne başkasına öykündüm, ne rol-model aradım, ne de âkil adam olmaya heveslendim. Vicdanımı asla yitirmeden sadece yaşadım, tabusuz, kalıpsız, zincirsiz, özgür, aydınlık, yaratıcı. Yaşayacağım sonuna kadar insanca ve bir yıldız gibi kayacağım herhangi bir gecenin herhangi bir saatinde sonsuzluğa, boktan bir vakit öldürmekmiş yaşamak diyerek...
21 Haziran 2014 Cumartesi
20 Haziran 2014 Cuma
Bir kadını arıyorum
Bir kadını arıyorum.
Kayıp bir kadın.
Yüzünde derin çizgiler olan. Boynunda kırışıklıklar. Düşmüş göz kapaklarının altında bakışları derin, içime işleyen. Bedeni yaşanmışlıklarıyla yorgun.
Güzel görünme derdine hiç düşmemiş çünkü kendinden emin.
Ağırlamış kalçaları ama güzelim bacakları, incecik bilekleriyle hala inadına baştan çıkarıcı.
Göğüslerinde kokum, boynunda nefesim, dudaklarında öp...üşlerim saklı. Kremsiz, fönsüz, rejimsiz, elalemi takmayan, alabildiğine özgür. Beğenilme kaygısı olmayan hiç, çünkü kendini seven her şeyden çok.
Ne Dior ipleyen ne Chanel ama ne giyse taşıyan, hani anlaşılan diğer kadınların haset dolu kıskanç bakışlarından.
Seviyorum seni dediğinde zamanı durduran, sev beni dediğinde yakıp tüketen beynimi bedenimi. Utanmazım olan. Kedi gibi kıvrılan koynumda, mırıl mırıl, fena da tırmalayan canını sıkarsam hani.
Hiç tabusuz, takıntısız, biraz da alaycı. Değerli insanları seven, önemli insanları aşağılayan. Torun sahibi olmak da yakışan, olursa. Olmazsa da yalnız beni büyüten.
Kahkahaları tutsak, göz yaşları cimri olmayan.
Kimbilir nerede, ne yapıyordur şu anda? Kadınlarım oldu hep hayatımda ama o duruyor tam orta yerinde umarımın, asla kendini unutturmadan.
Bir kadını arıyorum. Belki hiç var olmayan. Kayıp bir kadını. Fena halde takık kafam....
Kayıp bir kadın.
Yüzünde derin çizgiler olan. Boynunda kırışıklıklar. Düşmüş göz kapaklarının altında bakışları derin, içime işleyen. Bedeni yaşanmışlıklarıyla yorgun.
Güzel görünme derdine hiç düşmemiş çünkü kendinden emin.
Ağırlamış kalçaları ama güzelim bacakları, incecik bilekleriyle hala inadına baştan çıkarıcı.
Göğüslerinde kokum, boynunda nefesim, dudaklarında öp...üşlerim saklı. Kremsiz, fönsüz, rejimsiz, elalemi takmayan, alabildiğine özgür. Beğenilme kaygısı olmayan hiç, çünkü kendini seven her şeyden çok.
Ne Dior ipleyen ne Chanel ama ne giyse taşıyan, hani anlaşılan diğer kadınların haset dolu kıskanç bakışlarından.
Seviyorum seni dediğinde zamanı durduran, sev beni dediğinde yakıp tüketen beynimi bedenimi. Utanmazım olan. Kedi gibi kıvrılan koynumda, mırıl mırıl, fena da tırmalayan canını sıkarsam hani.
Hiç tabusuz, takıntısız, biraz da alaycı. Değerli insanları seven, önemli insanları aşağılayan. Torun sahibi olmak da yakışan, olursa. Olmazsa da yalnız beni büyüten.
Kahkahaları tutsak, göz yaşları cimri olmayan.
Kimbilir nerede, ne yapıyordur şu anda? Kadınlarım oldu hep hayatımda ama o duruyor tam orta yerinde umarımın, asla kendini unutturmadan.
Bir kadını arıyorum. Belki hiç var olmayan. Kayıp bir kadını. Fena halde takık kafam....
16 Haziran 2014 Pazartesi
Mutlu olmayı çok isterdim....
Mutlu olmayı çok isterdim....
Zeka düzeyim çok daha düşük olmalıydı. Duygusal yanım hiç olmamalıydı. Vicdan nedir bilmemeliydim. Okumayı hiç sevmemeli, merak dürtüsü ve öğrenme tutkusu taşımamalıydım. Eğitimsiz, namussuz, hırsız ve ahlaksız olmalıydım. Kuşku duymak yerine inanmalı, eleştirmek yerine kabullenmeliydim. Baş kaldıran değil boyun eğen olmalıydım. Aşkı ve sevgiyi aramak yerine üreme iç...güdüme uçkur çözmeliydim. Yeteneksiz ve beceriksiz olmalı, resim yapamamalı, bir müzik aleti çalamamalı, yontulara can verememeliydim. Düzgün konuşamamalı , ana dilimi yanlış kullanmalı, meramımı anlatabilecek sözcükleri seçememeli hatta cümle bile kuramamalıydım. Örnekleri daha çoğaltabilirim ama sonuç olarak, ortalama zeka altı, beceriksiz bir süzme salak olmalıydım.
Mutlu olmak için!
60 İQ ile embesil tweet'ler yazan mutlu bir vali olurdum örneğin. Vicdansız ve namussuz bir polis olup insanları döverek ya da kurşunlayarak huzur içinde uyurdum geceleri. Ya da spor programı sunucusu olur aptallığım ve cehaletimi benden daha aptal yığınlara satardım. Kabullenen bir işbirlikçi olarak iktidarların hizmetinde bir yargıç ya da savcı olabilir zengin yaşardım örneğin. Biat eden ama illa küçücük İQ lu yeteneksiz ve önemli-değersiz biri olarak milletvekili hatta bakan olurdum belki ayakkabı kutuları ve kasalarından paralar fışkıran. Resim, heykel, müzik ve tüm sanat dallarından habersiz eğitimsiz bir insansı olarak Devlet Opera ve Balesini, Tiyatrolarını, müzelerini yönetirdim. Örneğin,ahlaksız bir boyun eğen olarak Tübitak başkanlığı yapabilirdim. Ya da göründüğünden çok daha aptal, cahil, megaloman, vicdansız, katil, hırsız, işbirlikçi, namussuz, vatan haini, sanat düşmanı, emekçi kanı pazarlayıcısı, ahlaksız biri olarak bir ülkede başbakan ya da cumhurbaşkanı bile olabilirdim ve tüm bu yetersizliklerim ve namussuzluklarımla, aşksız, sevgisiz ve vicdansız yaşayarak çok mutlu olurdum. Bu babalar gününde ne babama ne de anneme hakkımı helal ediyorum. Düşünmüyorum o halde yokum ve çok mutluyum diyebilmeyi öğretmedikleri için!
Zeka düzeyim çok daha düşük olmalıydı. Duygusal yanım hiç olmamalıydı. Vicdan nedir bilmemeliydim. Okumayı hiç sevmemeli, merak dürtüsü ve öğrenme tutkusu taşımamalıydım. Eğitimsiz, namussuz, hırsız ve ahlaksız olmalıydım. Kuşku duymak yerine inanmalı, eleştirmek yerine kabullenmeliydim. Baş kaldıran değil boyun eğen olmalıydım. Aşkı ve sevgiyi aramak yerine üreme iç...güdüme uçkur çözmeliydim. Yeteneksiz ve beceriksiz olmalı, resim yapamamalı, bir müzik aleti çalamamalı, yontulara can verememeliydim. Düzgün konuşamamalı , ana dilimi yanlış kullanmalı, meramımı anlatabilecek sözcükleri seçememeli hatta cümle bile kuramamalıydım. Örnekleri daha çoğaltabilirim ama sonuç olarak, ortalama zeka altı, beceriksiz bir süzme salak olmalıydım.
Mutlu olmak için!
60 İQ ile embesil tweet'ler yazan mutlu bir vali olurdum örneğin. Vicdansız ve namussuz bir polis olup insanları döverek ya da kurşunlayarak huzur içinde uyurdum geceleri. Ya da spor programı sunucusu olur aptallığım ve cehaletimi benden daha aptal yığınlara satardım. Kabullenen bir işbirlikçi olarak iktidarların hizmetinde bir yargıç ya da savcı olabilir zengin yaşardım örneğin. Biat eden ama illa küçücük İQ lu yeteneksiz ve önemli-değersiz biri olarak milletvekili hatta bakan olurdum belki ayakkabı kutuları ve kasalarından paralar fışkıran. Resim, heykel, müzik ve tüm sanat dallarından habersiz eğitimsiz bir insansı olarak Devlet Opera ve Balesini, Tiyatrolarını, müzelerini yönetirdim. Örneğin,ahlaksız bir boyun eğen olarak Tübitak başkanlığı yapabilirdim. Ya da göründüğünden çok daha aptal, cahil, megaloman, vicdansız, katil, hırsız, işbirlikçi, namussuz, vatan haini, sanat düşmanı, emekçi kanı pazarlayıcısı, ahlaksız biri olarak bir ülkede başbakan ya da cumhurbaşkanı bile olabilirdim ve tüm bu yetersizliklerim ve namussuzluklarımla, aşksız, sevgisiz ve vicdansız yaşayarak çok mutlu olurdum. Bu babalar gününde ne babama ne de anneme hakkımı helal ediyorum. Düşünmüyorum o halde yokum ve çok mutluyum diyebilmeyi öğretmedikleri için!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)